KÜNYE HAKKIMIZDA REKLAM
ÇALPARA | ARİSTO
ARİSTO

aristo61@hotmail.com

ÇALPARA

Çalpara, TDK’da bir çok anlamı vardır. 

Doğu Karadeniz’de “Küçük Tencere” anlamında kullanılır. 

Efide, kalp manasına gelir. 

Beyaz masa örtüsü güneşin ışıklarıyla rengarenk oluyordu. Telaşeli mutlu olmaya endeksli hanımlar mis gibi kokan iştah açıcı yiyecek çeşitlerini sunum için hazırlıyordular.

Yıllar sonra bir araya gelen bu grup okul sıralarında iletişimsiz olanlarını dahi  özlemle kucaklamaya hazırdılar.  Sınıfta konuşmayan kızlar, çalışkan olanlar, hırs yapanlar,  iyi huylu erkek çocukları, çakal oldukları o günden belli olanlar. Hepsi bu masanın etrafında hafıza yoklaması yapıp anılarla birbirlerini tamamlayacakdılar.  O yıllarda eksik olduğunu hissedenler ise gün bittiğinde tamamlandıklarını ispatlayarak  zaman yolculuğundaki şifalanmayla  ayrılacaktılar.  Gerçek buydu!

“Yaşlılığa geçişin, şifalanma arayışı” en doğru şifaydı. Her birey kendi penceresinden, tamamlanma sürecine bakarak, genel yaşam sürecinin ve amacının tekamülüne varmak.

-Ayşeee! Seslenene hayretle tüm gözler döndü. Okul sıralarında bu sesleniş bir kez bile gerçekleşmemişti. 

-Efendim… dedi. Ayşe, şefkatle, dostça, sıcacık bir duyguyla…

Lise yıllarında tüm dikkatini, Ayşe’yi göz hapsinde tutabilmek için harcarken, dersi ara ara kaçırırdı. Duymadı Efide, “Efendimi” tekrar seslendi.

-Ayşeeee!..

O kadar katıksız ve içtendi ki, Efide bu huzurla geçen onca yıla üzüldü.

Neden bu kadar yıpratıcı duygular taşımıştı, Ayşe’ye… Düşündü bulamadı. Oysa ikisinin de isimleri, kendileri kadar kıymetli çocuklardı. Efide ve Ayşe Kur’anda geçiyor diye dedeleri tarafından kulaklarına dualarla okunmuştu. Fakat Efide, tüm sınıfın, “Efide işte” denilen kızı olmuştu.

İsyanı büyüdükçe sebep olarak, bu ismi O’na verenle, Ayşe isminin güzelliğinde buluyordu. Efide tüm bunları zihninden geçirirken bu kez Ayşe seslendi.

-Efideciğim, birazdan herkes toplanacak gecikmeyelim. Bana dolabın altından ÇALPARAyı verir misin?

-Neyyy… dedi alaycı bir sesle. 

-Evet Efide, “ÇALPARA”yı bilmiyor musun?

Gülerek, şu küçük bakır tencereyi dedi. 

Efide tencereyi uzatırken daldı gitti.

12-13 yaşlarında bu kez seslenen nenesiydi. Aynı şekilde,

-Efideee, kizum… Çalparayı ver bağa!.. 

Efide yine alaycı ve hırçın ses tonuyla,

-Çalpara ne yaaa!…

Nenesi, 

-Efide Kizum,  öğren da küçumsema.. Yanlış edeysun demişti. 

Ayşe tekrar seslenerek, Efide’yi zamana geri çekti.

-Efide, benim anneannem “ÇALPARA”yı çok kullanırdı. O’nun bunu söylemesi benim öyle hoşuma giderdi ki, her söyleyişte burnum sızlar. O’nu yad ederim. Hatta şöyle küçük bir hikaye anlatırdı.

“Çalparanız aşla dolsun. Hiç tükenmesin. Yiyeniniz çok, şifanız bol olsun. Ordular doysun, gücünüz birlik olsun”

Ben de şaşırıp

-Anneanne bu küçücük ÇALPARA ordu doyurmaz ki derdim. O da,

-Doyurur evladım. Aynı sofrada birlik, dirlik, güvenlik varsa Çalpara’daki aş fazla bile gelir. Kişilern, dirliği, birliği güvenliği ebedi olur. Yoksa kazanlarla pişse, hiç bir anlamı yok.

Haydi Efideciğim. Koyalım Çalparamızı sofraya. Şurada yaşadığımızdan daha az vakit var. Birlik, dirlik, güvenlik içindeki dostlar olalım. Soframızda Halil İbrahim* bereketi olsun.

Efide pişmanlıkları, asilikleri çoktan terk etmişti. Hemen kabulleniverdi. Öğrenmenin yaşı yok dedi içinden. Sessizce bir şarkı mırıldandı.” Tez geçse de, her sevgide bin hatıra vardır” Sizler de mırıldanın, ya da Behiye Aksoy’dan dinleyin…

  En güzel dua ve dileklerimle bayramınızı kutluyorum. Sevgi, saygı, paylaşım içeren sofralarda, Çalparanız aşla dolsun. 

*Halil İbrahim bereketi, hikayesi…


        YORUMUNUZU PAYLAŞIN



YOMRA’DAKİ DOĞALGAZ ÇALIŞMALARINI YETERLİ BULUYOR MUSUNUZ?

YOMRA’DAKİ DOĞALGAZ ÇALIŞMALARINI YETERLİ BULUYOR MUSUNUZ?