KÜNYE HAKKIMIZDA REKLAM
GÖÇ (horonun ser adımlarına, uysal GÖÇ..) | ARİSTO
ARİSTO

aristo61@hotmail.com

GÖÇ (horonun ser adımlarına, uysal GÖÇ..)

• Nasıl ezberleyebilirim? dedi.

 • Sabırlı ol ve gayret et dedi; ulvi sesin sahibi.

 • Fakat çok zor! Defalarca tekrar ettim. Senin gibi okuyamıyorum dede, dedi.

Uzun sarı saçlarını annesi tepesinde topluyor sonra da örüyordu. Cam gibi mavi gözleriyle, taş bebek kadar güzel bir çocuktu. Çantasını hazırladı. Ninesinin oyaladığı şifon başörtüsünü çantasına koydu. Bazen de evden çıkarken, çocukluk edasıyla başörtüsü evde takıyor, son bir kez aynaya bakıyor, öyle çıkıyordu. Koşar adımlarla, Ayasoyfa camisine doğru yöneldi. Her yaz okulları tatil olunca Kuran dersleri olurdu. Orada olmaktan, öğrenmekten, yeni arkadaşlar edinmekten mutluydu.

Bu yıl ki sınıfları, hayli kalabalıktı. Hocaları, herkese kendilerini tanıtmalarını söylemişti.. Sınıfları 20 kişiydi. 4 Rus, 2 Arap, 3 İranlı, 1 Azeriden oluşan yabancı arkadaşları da vardı. Almanya’dan gelen kuzeninin annesi Alman kendisi annesi Rus asıllı arkadaşının annesi de Gürcü’ydü.

Fakat ninesi baskın bir ses tonuyla her daim;

Siz burada doğdunuz buranın uşağusunuz, babalarınız Türk, siz de Türksünüz, diyordu.

Ara sıra kafası karışsa da rahatsız olmuyordu. Öyle bir çocuktu ki, her olayın huzuru, yüzüne aks ediyordu.

Hatta, Mehmed Kemal’in ‘Acılı Kuşak’(Toplum Yayınevi 1968)kitabının ufacık bir yerinde ki; (huysuz göçmen çocukları vardır. Alabrus, inatçı saçlar, dikilen, hiç yatmayan, ince kılcal damarları görünen kırmızı yüz; konuşurken çok önemli şeyler anlatıyormuş da, karşısında ki farkına varamıyormuş gibilerden heyecanlı ve dikkat çekici laflar; aşırı yakınlık dostluk gösterileri; kardaşım, cancağızım, ciğerimin köşesi gibi candan kelimeler diye geçen tarife, ne bu çocuklar ne de aileleri benziyordu. Tam aksine bu kültürün renklerine karışarak, yaşlarına uygun mavi ve pembeliklerde, kah keşan peştemalden, kah denizden, kah yaylalardan geçiyordular. 

Bugün bahsedilen bu hikayede ki toplulukların çoğu gerçektir. Ve ikinci vatanlarında ki atalarını ‘ziyaret etme’ düşüncesine pek hevesle yaklaşmazlar. Kültüre karışmakta, değerleri sahiplenmekte hiç zorlanmadıklarını da çok sık ifade ederler.

Tarihin her dönemi belli sebeplerle başlayan göçlere sahnedir. Sebeplerin vardığı sonuçlar ise bambaşkadır. Bazen sefaletten sefahate. Bazen acılardan huzura, bazen de varlıktan darlığa olmuştur. Ve bu coğrafya Doğu Karadeniz Bölgesi de tarihin her döneminden, payına düşeni almıştır.

Yakın zaman diliminde 90’lı yıllarda, Rusya’nın siyasi ve ulusal kimlik değişimiyle, globalleşmesinin faydasını ve zararını, oluşan göçlerle birlikte yaşamış olduk. Halklar arasında kültürel, sosyal ve ekonomik alanda ki çoğu olayı paylaştık.

Dolayısıyla ‘GÖÇ’olgusunu sosyolojik açıdan, bir çok alanda bu bölge deneyimlemiş oldu. 

1990’larda ki deneyimleri, Ruslardan sonra Gürcüler, Azeriler, Kazaklar takip etti. İkinci jenerasyonun kaynaşmasının ve kendini bu topluluğa ait hissetmesinin en önemli sebeplerinden biri, (gizli bir nükteyle) ‘HORON’ da olduğu düşünülür. Bambaşka bir kültürden ister göç etmiş, ister yurttaş olmuş, ister azınlık denilmiş ismi ne olursa olsun, ilk tanık olduğu horonda elini bir tutan varsa ve ayakların ritmini, müziğin sesini duyduğu anda artık ait olma duygusu yakalatılmış ve yakalanmıştır.

Karadeniz’in tüm Anadolu’nun, Osmanlı’dan Cumhuriyet Dönemi’nden göç örneklerini, tarihten biliyoruz. Uluslararası platformlarda birçok yönüyle de katılımlarımız sürmektedir. 

Alt paragrafta belirtildiği üzere

(Elimizdeki çalışma, Türkiye’nin Avrupa Birliği bütünleşme süresinde etno-kültürel ve sosyo-kültürel farklılıkların yönetimine ilişkin yaşanan dönüşümünü, disiplinlerarası bir yaklaşımla ele almaktadır. Osmanlı’dan günümüze yurttaşlık, azınlık ve kimlik tartışmalarının nasıl yaşandığı tarihsel bir perspektifle, sosyolojik, antropolojik, hukuksal ve siyasal yönleriyle değerlendirilmektedir.) (Türkiye’de Azınlık ve Çoğunluk Politikaları: AB sürecinde Yurttaşlık ve Azınlık Tartışmaları, TESEV,2005)

Doğu Karadeniz özellikle Trabzon ve civarı, işgallere açık olmuştur. İşgallerle halk, adeta sirkülasyona uğramıştır. Rüzgarla savrulma gibi işgaller, muhacirlik ve göçlerle birlikte, bölge halkına çok acı olaylar yaşatılmış ve devamında sefaletle, acizlikleri kaçınılmaz olmuştur. 

Rus işgalinden bir kesit olan, bu alıntı paragrafta, bu eziyetin bir parçasıdır.

‘Ruslar, Batum’dan hareketle Karadeniz kıyılarında ki şehirlere asker çıkarttılar. 18 Nisan 1916 tarihinde Trabzon’u işgal ettikten sonra kıyıda Harşit Çayı’na kadar ilerlediler.’ (Doğu Karadeniz’de Rus İşgali ve Muhacirlik, Ed. Veysel Usta, Serander Yay. , Trabzon 2016, s.263)

Ve yine söz edildiği gibi,

Muhacirlik birkaç türlü insan yaratır: gidenler, geride kalanlar, gidenlerin yerine gelenler, ger, dönenler ve dönemeyenler. Anlatılar, hepsinin hikayesine yer erir verir. (Lermioğlu, Muzaffer: Akçaabat Tarihi ve Birinci Genel Savaş Hicret Hatıraları. Haz. M. Salih Köse v.d. , A Grafik Yay., Trabzon 2011) 2020’li yıllar: Çığrından çıkan inşaat sektörü, Trabzon’da sosyolojik, kültürel bir inşaa yaparken, yıkımı da beraberinde getirmişti. Göç gittikçe artıyordu. Yurt içinde, Kuzey doğudan, Doğudan hatta Batıya gidenler ekonomik sebeplerle geri dönmeler. Yurt dışından ise Ürdün, İran, Irak, Suriye, Arap halkından fazlaca göç vardı. Hatta her 3 evden 1’i Araplar içindi. Alışveriş merkezleri, oteller, lokantalar, gezi yerleri programlarını bu halklara göre yapar olmuştu.

Her ne kadar yer küre üzerinde, yakın coğrafya da yer alsak da, din aynı, dil, ırk absorbe edilebilir gibi düşünülse de, kültürel mana da derin ayrılıklar vardı.

Ekonominin ve paranın iki ayrı topluluğa ayar vermesi de izah edilebilir gibi değildi.

Göç eden başka toplulukların tüm ezikliğini, Arap halkı ‘para bizde’ hegomanyası ile altüst ediyordu. Toplum dokusunun günden güne değişmesi ‘yerli halk için’ bir tehdit olmuştu.

Ancak ekonominin tüm eksileri ellerini, kollarını bağlamıştı. Zorunlu süreç çok farklı topluluklardan aldıkları ve verdikleri ile devam ediyordu. Şikayetler olsa da ‘ekonomik memnuniyet’ galip geliyordu.

Nihayet süre ilerledikçe iki toplumun değişimlere uğradığı gözlemlendi. Yaşam şekillerine saygı göstermek esas olmalıydı. 

Karadeniz’in mizahi anlayışı, kayıp algısını lehine çevirip, kendi potasında, kendi renginde ‘Bordo-maviyiz!’ söylemini benimsetmeye yetkindi…!

Bir bağlayıcılık daha vardı ki… ayrıca üzerinde sosyo-kültürel anlamda saatlerce yazılıp konuşulabilir.

Sesin en yüksek perdesinden komutlarla, topukların en sert vuruşlarıyla, hem ürküten, hem yücelten, dili, dini, ırkı ne olursa olsun Rus, Çerkez,kazak, Arap ve daha nice kimlikleri cem olmaya davet eden ‘HORON’…

Kültürler kaynaşabilir…

Tüm sosyo-ekonomik zorluklar aşılabilir. Yeter ki ‘usul biline’ diye usul usul fısıldarken kulaklara,

Topuklarla ‘es’ mesajı veriliyordu.

Horona davet edilen tüm halklara…

Sebep ne olursa olsun...

Artık biliyoruz ki “Göç” kaçınılmaz.

Türkiye’nin Göç Tarihi, 14. yüzyılla, 21. yüzyıl arasında bir çok hikayelerle gerçekleşmiş. Göçü zor kılan sebepler kadar, sonuçlar da mühimdir. 

“Göçmen kartışı” söylemler çözümcül değil aksine durumu zorlaştırıcı hareketleridir...Sebep ne olursa olsun...

Artık biliyoruz ki “Göç” kaçınılmaz.

Türkiye’nin Göç Tarihi, 14. yüzyılla, 21. yüzyıl arasında bir çok hikayelerle gerçekleşmiş. Göçü zor kılan sebepler kadar, sonuçlar da mühimdir. 

“Göçmen kartışı” söylemler çözümcül değil aksine durumu zorlaştırıcı hareketleridir...


        YORUMUNUZU PAYLAŞIN



BU PAZAR SEÇİM OLSA HANGİ PARTİYE OY VERİRSİNİZ?

BU PAZAR SEÇİM OLSA HANGİ PARTİYE OY VERİRSİNİZ?