KÜNYE HAKKIMIZDA REKLAM
KUKASAMBOLİ | ARİSTO
ARİSTO

aristo61@hotmail.com

KUKASAMBOLİ

Karadeniz’de; Kukalı Saklambaç, bir çocuk oyunu

3-5 kerpiç ev, yaylada labirent oluşturuyordu. Duvarları çapraz sırt sırta dayanmış, bir gövdenin geçebileceği boşlukla, kendi nizamları içindeydiler…

Işık sadece tepeden vurduğunda, net olarak tüm boşluklar aydınlanırdı. Şu an yana düşüp batışa geçen ışık, yalnız yan duvardan kopan parçadan alt tabana yayılıyordu. 

Nefes nefese kalan çocuk, sırtını yasladığı duvardan, nefesini gizlemeye çalıştıkça, nefesinin hızı ve sesi daha da artıyordu. Diğer taraftan seslenmeyi yapan “Ebe çocuğunu” da can kulağı ile dinliyordu. 

57-56-55-54-53-52 diye sayan çocuk anbean sıfıra yaklaşıyordu. 

Diğerleri rahattı. Buldukları her köşeye oyunun eğlencesini taşımıştılar.

Yalnızca duvar boşluğunun ışığına sığınan tedirginliğin çıkmazındaydı. Hareket edemiyor, koşacağı yeri hesaplıyor, varışı kestirmeye çalışıyordu. 

Nice sonra son cümleyi duydu

- 3-2-1 … Önüm, arkam, sağım, solum kukaa samboliii!….

Çocuklardan biri ağacın üstünde kamufle olmuş, sessizce kopardığı incirleri, keyifle soyup yiyor, kabukları dama fırlatıyordu. Diğer 3’ü samanlıkta uzanmışlar, en son çıkıp, bir dalavere ile topa vurmayı hedefliyordular. İki küçükse olan biteni daha kavrayamadan, oyuna dahil edilmiştiler. Şişman ve sıska ise ellerindeki atari oyununu geçme gayretindeyken, kuka samboliye de izleyici gibi iştirak ediyordular. 

Duvarların arasındaki Selim, nefesini kontrol edemeyince, 

-Sebep!..?…. diye kendini sorguladı.

Yani bu bir oyun. değer mi bu kadar korkmaya diye düşündü.

Rahatladı az da olsa. Düşünceleri üst üste sıralanırken, dalıverdi. Ebenin yüksek bağırmasını da duyuyordu.

-Gördümm… Ayşe çııkk… Kukaa Sambolii!.. 

Taşların üst-üste yığımı, kokusu, ışığı, yosun tutmaları, aralarındaki örümcek yuvaları, tavukların yumurta folları, duvar üstüne sıvanmış çamur ve tezekler hepsi ayrı detaylardı. Sarıdan, kızıldan, koyu maviden griye dönüşen ışık oturduğu yeri O’nun için zorlaştırmaya başlamıştı. Fakat oyun bitmiyordu. Sıkılmıştı. Sıkışmıştı. Hem de çok. Orada oturmak zorunda olması, baskısını arttırıyordu. 

Çaresiz değildi. Ancak oyundaki zayıf olabilme ihtimali, içindeki korkuyu kışkırtıyordu. Ve tüm bunlar korkusunu büyütüyordu. Vazgeçmek, oyunu yarım bırakmak, gücüm yok demek zordu, çok zordu. 

Zora galip gelen, gri akşamla O’nu dinginliğe çeken ‘Uyku’ oldu. 

Ağırlaşan göz kapakları, mekan seçmeden kapanıverdi.

Uyanmak ve hatırlamak olmasa, tüm zorlukları yenebilen, uykuya teslimiyetti. 

Fakat uyanmak da her canlı için kaçınılmazdı….


        YORUMUNUZU PAYLAŞIN



YOMRA’DAKİ DOĞALGAZ ÇALIŞMALARINI YETERLİ BULUYOR MUSUNUZ?

YOMRA’DAKİ DOĞALGAZ ÇALIŞMALARINI YETERLİ BULUYOR MUSUNUZ?