KÜNYE HAKKIMIZDA REKLAM
PESENK | ARİSTO
ARİSTO

aristo61@hotmail.com

PESENK

Pesenk: Karadeniz’de ve diğer bölgelerde halk dilinde; kervanın önünde giden, yola alışkın beygir.

Dümdüz yol ilerlerken, ağaçlar, bulutlar, önce yaklaşıp sonra uzaklaşıyordular. Yeşil, mavi, beyaz ve sarının tonları hepsi birbirine karışarak kayboluyordular. Düşen yapraklar, başka bir boyuta evrilirken, özgürlükleri ağaçlarından ayrılmayla başlıyor ve bitiyordu.

Otobüsün pencerelerinde görünen siluetine çocuğun gözü takıldı. Çocuk; bu görüntüsünün de güzel  olduğunu düşünür, gibiydi. El salladı, kaşlarını kaldırdı, dil çıkardı, kendini eğlendirdi.

Sonra sordu kendi kendine….

Sen kimsin?! Söyle bakalım dedi devam etti.

Tamam tamam; biliyorum dedi gülerek .

Ağaçların arasından, sarı tarlalarda bir grup insan göründü.

-Anne, o topluluk bu kadar erken saatte nereye gidiyor?

Onlar galiba kazıya gidiyorlar. 

Kazı ne ?!..

Sana, biraz zor bunu anlatmak.

Fakat bir masal gibi özetleyebiliriz. Çok zaman önce bir yarım ada düşün. Üç tarafı denizlerle çevrili ada da birkaç tane ev var. Hepsinin manzarası ayrı güzel. Pencereleri, balkonları denize bakıyor. İçerisinde oturanlar doğuyor, yaşlanıyor, ölüyor. 

Evler şekil değiştiriliyor, yenileniyor, eskiyen eşyalar depolara koyuluyorlar. Bozuldukça tamir ediliyor fakat yok edilmiyorlar.

Bu evlere her taşınan temizliyor, depodakileri çıkarıyor, bazen kullanıyor, bazen de götüremediklerini yine depolara koyuyorlar. Sürekli bir değişim oluyor. Eski, yeni çok iyi saklanmış oluyorlar. Günümüzde bunları bulup çıkaran insanlara ‘kazı grubu’ deniliyor. Bu işin bilimine ‘arkeoloji’, bu işi kurallarına göre yapılmasını bilen, yönlendiren kişiye de ‘arkeolog’ deniliyor. Bizim ülkemizde ki evlerin de, “bölgeler” olduğunu düşünebilirsin. Biraz anlayabildin mi?

Evet dedi çocuk.

Güneşin aydınlığı ovayı hem aydınlatıyor, hem de yavaş yavaş ısıtıyordu. Kafalarına poşi sarmış olan gençler, sırtlarında yükleri, azıkları olan işçiler, ağır adımlarla otobüse paralel, yanlarındaki adımları temkinli, daha yaşlıca üç kişiye eşlik ederek yürüyordular. Hoş bir türküye hepsi katılırken bu zaman diliminden keyif aldıkları belliydi. 

En arka da malzemelerin çoğunu taşıyan ‘pesenk’ hariçti. Yıllardır bu küçük grubun önündeydi. Koca gözleri, sağlıklı vücudu, problem çıkarmayan yardımcı halleri, O’nu bu grubun aranan bir bireyi yapmıştı. Hassasiyetle işe ortak etseler de, sırtına vurulan yüke hiç itiraz etmezdi. Ancak zaman aleyhine çalışmış, huysuz, yorgun ve zorlanır olmuştu. Çocuk tek tek grubun bireylerini incelerken, yaklaştılar, uzaklaştılar gözden kayboldular. 

Az sonra duran otobüsten tek tek insanlar indi. Etrafı çıtalarla çevrili çay-gözleme evinde ihtiyaçlarına karşılık bulmaya çalıştılar.

Elindeki otlu-gözlemesinden ısıran çocuk az önceki grubun yaklaştığını fark etti. Annesini dürttü. Gelen grupta çay molası için yerlerini aldı. Çocuk elinde ki gözlemesiyle sandalyesinden kaydı, sıyrıldı. Yavaş yavaş ‘pesenk’ e doğru yaklaştı. Elindekinden kopardı attı. Yediğini görünce mutlu oldu. O’nu gören var mı diye arkasına baktı, hepsini attı. Gözlerine baktı. Bakıştılar, şaşkın oldu. Kocaman, güven verici, hüzünlü ve dilsiz. Bu hissettiklerini ifade edebilecek kelime dağarcığı henüz yoktu. Sadece O’na üzüldü. Kafasını okşamak, hatta sarılmak istedi. Hem fiziksel heybeti, hem de yabancılık hali engeldi. Beygirin sırtındaki yük, okul çantasının çok katıydı. Annesinin seslenmesiyle ayrıldı. Otobüsteki yerlerini aldılar.

Annesine; 

Bence o atında heykeli olmalı, üstüne de ismi yazılmalı. Sonra da biri toprağa, biri de müzeye koyulmalı dedi, çocuk.

Neden?! Dedi annesi. O’nun bu tarz konuşmasından keyif alarak.

Çünkü büyük başarılarının yükünü hep o taşımış olacak. Fakat ileri ki tarihlerde önce o unutulacak.

Hiç adil değil, dedi.


        YORUMUNUZU PAYLAŞIN



YOMRA’DAKİ DOĞALGAZ ÇALIŞMALARINI YETERLİ BULUYOR MUSUNUZ?

YOMRA’DAKİ DOĞALGAZ ÇALIŞMALARINI YETERLİ BULUYOR MUSUNUZ?