Yomra'da bir eğitim-öğretim yılı daha sona erdi.
Çocuklar karnelerini aldı, veliler umutlarını bir sonraki döneme bıraktı. Ancak değişen yine hiçbir şey olmadı.
Evet, ilçeye yeni bir okul kazandırıldı. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ama diğer taraftan bir okul yıkıldı. Sonuç ne oldu? Kaşüstü'nde yaklaşık 1600 öğrenci hâlâ ikili eğitim görmek zorunda kalıyor.
Üstelik yıkılan okulun ne zaman tamamlanacağı, kaç yılda hizmete gireceği konusunda ortada net bir takvim de yok. Herkes bekliyor... En çok da çocuklar.
Bugün Kaşüstü'ndeki birçok okulda hâlâ 45 kişilik sınıflar var.
Ama ekranlara çıktığınızda başka bir tablo anlatılıyor.
"Trabzon'da sınıf mevcut ortalaması 17."
"Öğretmen başına 11 öğrenci düşüyor."
Kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi?
Peki bu rakamlar gerçeği ne kadar yansıtıyor?
Çünkü bu hesap yapılırken köy okulları da, yüksek mahallelerde birkaç öğrencisi bulunan okullar da aynı sepete konuluyor. Böyle olunca ortaya güzel görünen ortalamalar çıkıyor.
Oysa bizim yıllardır dile getirdiğimiz sorun merkez okullarıdır.
Kaşüstü'dür...
Merkez İlkokulu'dur...
Cumhuriyet İlkokulu ve Ortaokulu'dur...
Sorun buralardadır.
Madem her şey bu kadar güzel...

Sayın Valimizi alın, karne dağıtımı için Kaşüstü Cumhuriyet İlkokulu'na götürün.
Bir sınıfa girsin.
Öğretmenin masasının yanına geçsin.
Çocukların arasından yürüsün.
Bakalım 45 öğrencinin bulunduğu o sınıfta karne dağıtacak yer bulabilecek mi?
Sonra da o fotoğrafı paylaşalım.
Çünkü gerçek fotoğraf odur.
Algıyla eğitim yönetilmez.
25 kişilik sınıfta eğitim gören bir çocukla, 45 kişilik sınıfta eğitim gören çocuğun aldığı eğitim aynı olabilir mi?
Öğretmen aynı ilgiyi gösterebilir mi?
Çocuk aynı verimi alabilir mi?
Bunun cevabını herkes biliyor.
İl Milli Eğitim Müdürü Hasan Uygun...
Aslında kendisini uzun uzun eleştirmeyi düşünüyordum.
Sonra vazgeçtim.
Çünkü artık buna gerek duymuyorum.
Ben kendisini; sistemin istediği gibi davranan, siyasetin çizdiği sınırların dışına çıkamayan, inisiyatif almayan bir bürokrat olarak görüyorum.
Kendi iradesini ortaya koyamayan...
Ne söylenirse onu yapan...
Koltuğunu korumayı, sorun çözmenin önüne koyan bir yönetici profili...
Belki ağır gelecek ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim.
Bir gün o koltuğa oturmasını sağlayan siyasi irade değiştiğinde, o koltuk da gidecek.
İşte o zaman geriye yapılan işler kalacak.
Peki geriye ne kalacak?
Yomra'nın eğitim sorunlarının çözümü adına hangi büyük adım atıldı?
Hangi proje hayata geçirildi?
Hangi mücadele verildi?
Benim asıl merak ettiğim başka bir soru var.
Sayın Müdür...
Akşam başınızı yastığa koyduğunuzda vicdanınız rahat mı?
Hakkında konuşulan çok iddia var.
Yazınca kötü oluyoruz.
Birilerinin adamı oluyoruz.
Birileri tarafından yönlendiriliyormuşuz gibi gösteriliyoruz.
Varsın öyle desinler.
Biz bunlara alıştık.
Ama şu gerçeği de herkes biliyor.
Trabzon'un nüfusuyla, gelişimiyle ve geleceğiyle üçüncü büyük ilçesi olan Yomra'ya görev süresince sadece birkaç kez gelen bir il müdürü var.
Sayısı sekizi geçmiyor.
Ama Akçaabat'a neredeyse her gün gidiyor.
İnsan sormadan edemiyor.
Neden?
Akçaabat'ta farklı olan ne?
Yoksa koltuğa oturmasını sağlayanların memleketi olduğu için mi bu kadar sık gidiliyor?
Eğer öyle değilse, bunu davranışlarıyla göstermek zorunda.
Çünkü kamu görevi, gönül borcu değil; millet adına verilen bir sorumluluktur.
Makamlar, birilerine diyet ödeme yeri değildir.
Makamlar, milletin derdiyle dertlenme yeridir.
Yeni eğitim döneminde ne değişecek?
Benim beklentim maalesef çok yüksek değil.
Çünkü bugüne kadar değişmeyen anlayışın yarın değişeceğine dair güçlü bir işaret göremiyorum.
Ama biz yine yazacağız.
Yine soracağız.
Yine çocuklarımızın hakkını savunacağız.
Çünkü bu mesele siyaset meselesi değil.
Bu mesele, geleceğimiz olan çocuklarımızın meselesidir.
Allah evlatlarımızı korusun.
Ve umarım bir gün, eğitimde algılar değil; gerçekler konuşulur.


