Terapi odamın sessizliğinde derin izler bırakan hikayeler dinliyorum ve hepsini bir psikolog olarak düşünüp, sorguluyorum. Bunların içerisinde bazıları var ki seans sonrası beni toplumsal ve kültürel boyutlarda da düşünmeye itiyor. Çocukluk yaşantılarını konuşurken bazen danışanlarımdan şöyle cümleler duyuyorum: “Babam sevgisini hiç göstermedi ama beni sevdiğine inanıyorum.”, “Babam benimle ilgili ne düşündüğünü hiç söylemedi ama iyi şeyler düşündüğünü umuyorum.”, “Babamla hiçbir ilişkim yoktu, onunla hiç sohbet etmedim, hiç başımı okşamadı, hep çok çalışıyordu ve bize vakti kalmıyordu.”, “Babam sert birisiydi. Onunla bağdaştırdığım tek duygu korkuydu.”
Toplumumuzda, geçmiş kuşaklardan bugüne birçok insan, ailesine duygusal olarak nasıl destek olması gerektiğini bilmeyen, mesafeli ve hatta kayıtsız bir baba figürüyle büyüdü.
Annenin sevgisizliğinin, duygusal yokluğunun çokça yargılandığı, şefkatin ve merhametin bir kadınlık vasfı olarak tanımlandığı ve ama babanın görev tanımları arasında çocukları ve eşiyle kuracağı yakın duygusal ilişkinin öneminin neredeyse hiç vurgulanmadığı bir kültürün çocuklarıyız.
Romantik ilişkileri konuşurken, özellikle kadın danışanlarımla , duygusal olarak ulaşılmaz olan bir baba figürüyle büyümenin sonuçlarını çok net gözlemliyorum. Çocukluk deneyimlerimiz, anne ve babamız ile bağımız ve onların arasındaki ilişki, kendimiz ve ilişkiler hakkındaki fikirlerimizi doğrudan şekillendiriyor. Hepimiz bir kadın ve bir erkek tarafından ortak bir kararla dünyaya getiriliyoruz, dolayısı ile gelişimimiz için her ikisinin de varlığına ihtiyacımız var. Bu bağlamda erkek çocuklarımızın da duygusal gelişimine önem vermeliyiz. Onları, duygulara sahip olmayı zayıflık olarak görmeyecekleri, duygularını anlamakta, kabul etmekte ve ifade etmekte daha başarılı olacakları şekilde büyütmek, daha sevgi dolu ilişkiler kurmaya teşvik etmek zorundayız. Çünkü bu dünyaya geldiğimiz andan itibaren karşılanması gereken tek ihtiyaçlarımız fiziksel ihtiyaçlar değil. Hepimiz duygusal anlamda da güvenli, destekleyici bir ortamda büyümeyi, sağlıklı bir şekilde gelişmeyi hak ediyoruz.


