KÜNYE HAKKIMIZDA REKLAM
BİR ÖMRÜN ARDINDA KALAN İNSANLIK | SEFA YILMAZ
SEFA YILMAZ

[email protected]

BİR ÖMRÜN ARDINDA KALAN İNSANLIK

Ölmek için çok genç, yaşamak için fazla telaşlıydı insanoğlu. Hayat, çoğu zaman hazırlanma fırsatı vermeden gelir ve gider. İnsan, çoğu zaman yaşadığını zannederken aslında zamana yetişmeye çalışır. Yarınları erteleyerek, bugünü aceleyle tüketerek. Ölüm ise çoğu zaman yaşlılığa yakıştırılır, oysa bazen gençliğin ortasında, bazen hayatın en çalışkan, en üretken yerinde durur. Bu yüzden bazı gidişler sadece bir insanın yokluğu değil, bir yaşam biçiminin, bir ahlakın ve bir duruşun da eksilmesidir.

Bazı insanlar yaşarken fark edilmeden, sessizce iz bırakır. Gittiklerinde ise geriye hatıraları ile ölçüler, kıstaslar, “İnsan nasıl olunur?” sorusuna verilmiş somut cevaplar kalır. Onların yokluğu bir eksiklikten çok, bir boşluk gibi hissedilir. Çünkü sadece bir bedeni değil, bir vicdanı, bir emeği, bir ahlakı da beraberinde götürürler. Böyle insanlar geride bıraktıklarıyla yaşamaya devam eder.

Böyle bir insanı tek bir kelimeyle ifade etmek mümkün değildir. Eştir, kardeştir. Bir baba, bir dede, bir abi, bir amca, bir dost, bir arkadaş olur. Kimi için yoldaş, kimi için sırdaştır. Her zaman hayatın tam ortasında, sevdiklerinin en çok ihtiyaç duyduğu yerdedir.

İnsanların “Kim daha az çalıştı.” diye yarıştığı, haramın helale kolayca karıştığı bu coğrafyada o, ekmeği için gecesini gündüzüne katanlardandı. Yoruldu ama şikâyet etmedi. Zorlandı ama başkasına yük olmadı. Alın terine haramı karıştırmadan, rızkını başkasıyla yarıştırmadan, kimseyi yarı yolda bırakmadan yaşadı. Kırıldı ama kırmadı, üzüldü ama üzmedi. Yalnız kaldı ama kimseyi yalnız bırakmadı. Hakkı yenildi ama kimsenin hakkını yemedi. Canı yandı ama kimsenin canını yakmadı. Susmak zorunda kaldı ama sustu diye sevgisini eksiltmedi. Bir gülü sevdiğinde onu sadece güzelliğiyle değil, dikeniyle, toprağıyla, yağmuruyla, zahmetiyle birlikte sevdi.

Adı güçlü çağrışımlar taşısa da kalbi hep yumuşaktı. Sertliğin değil, zarafetin tarafındaydı. Hayat onu zorlamış olsa da o hayatı zorlamadı. İncitmeden yürüdü, yormadan var oldu. Güçlü olmak için sesini yükseltmek yerine sessizce ayakta kalmayı, haklı olmak yerine hakkaniyetli olmayı seçti. Dayanıklılığı adında, merhameti kalbinde taşıdı.

Giderken bile nezaketini bırakmadı. Onu seven, sevmeyen, üzen, üzmeyen, kıran, kırmayan herkesi sevdiğini, herkese hakkını helal ettiğini söyledi. “Hoşça kalın, Allah’a emanet olun, hakkınızı helal edin.” dedi. Çaresizce, sessizce, her şeyi ve herkesi geride bırakıp gitmek yerine herkesi kalbine tek tek emanet ederek, kimseyi yarım bırakmadan, kimseyi incitmeden, herkese söyleyeceğini söyleyerek, ölümü bile güzelleştirerek gitti. Ailesini ve sevdiklerini başucunda görerek, onları yanında hissederek hayata veda etti. Yalnız gitmedi, korkuyla değil; sevgiyle, dua ile, dokunulan ellerin sıcaklığıyla gitti. Geride kalanlara acıdan çok bir vefa, bir duruş, bir insanlık mirası bırakarak gitti.

Bugün onun doğum günü ama artık evde pastalar, pastada mumlar, mumlarda dilekler yok. Yine de eksilmeyen bir şeyler var: Sesi, gülüşü, kapıdan girerken eve taşıdığı huzur, en son doğum gününde torununa “İyi ki doğdum been” diye seslenişi…

O cümlede bir doğum günü sevinci kadar hayata karşı bir şükür, yaşama sevinci, sevdiklerine duyduğu saf bir bağlılık da vardı. Kimsenin payına göz dikmeyen, kendi payını küçültüp başkasına ekleyen, bir lokmayı bölüp paylaşırken büyüyen, bir dert duyduğunda omuz olup eğilen, yorgunluğunu kimseye yük etmeyen biriydi. Kötü anları bile güzel gösterebilen, acıyı tebessümle süsleyebilen, gönlüne düşeni sabır diye taşıyabilen biriydi.

Evet, bugün onun doğum günü. Artık pasta kesemiyoruz, mum üfleyemiyoruz. Onun bıraktığı boşluğu kelimelerle dolduramıyoruz ama sevgisiyle ayakta durmaya çalışıyor, onu kalbimizde daha sıkı tutuyoruz. Fotoğraflarına daha uzun bakıyor, adını daha yavaş anıyor, hatıralarını daha dikkatli taşıyoruz. Onun cümlelerini zihinlerimizde saklıyor, bakışını içimizde yaşatıyor, gülüşünü evin bir köşesine bırakılmış gibi hissediyoruz. Onsuz geçen her günde onu biraz daha içimize alıyor, her iyilikte, her merhamette, her doğru davranışta, belki de her yanlışımızda “O olsaydı öyle yapmazdı.” diyerek onu yeniden yaşıyoruz.

Sessizliğiyle, emeğiyle, merhametiyle, kimseyi incitmeden yaşamasıyla, kırıldığı hâlde kırmamasıyla, yorulduğu hâlde vazgeçmemesiyle bize insan olmanın ne demek olduğunu gösterdi. Ardında sadece bir boşluk değil, bir ölçü de bıraktı: Nasıl yaşanır? Nasıl sevilir? Nasıl veda edilir?

Onu unutmayacağız. Unutmak zaten mümkün değil. Bir evde adı geçtiğinde, ansızın duyduğumuz bir cümlede, bir anlık tebessümde hep karşımıza çıkacak. Hatıraları bizi üzmek için değil; daha iyi, daha vicdanlı, daha erdemli bir insan kalabilmek için bizimle olacak. Ve ben onu sadece bir insan olarak değil, kalbimin en derin yerinden sevdiğim biri olarak hatırlayacağım.

O insan: Çetin BİNAY. Benim canım Çetin Abim. İyi ki doğdun. İyi ki bu hayata ve daha nicelerine dokundun. İyi ki seni tanıdık ve iyi ki bu kadar güzel hatırlanıyorsun. Mekânın cennet olsun, ruhun şad olsun. Rabbim seni rahmetiyle kuşatsın, sevdiklerinle yeniden buluştursun. Biz seni kalbimizde, dualarımızda ve insan kalmaya çalıştığımız her anın içinde yaşatmaya devam edeceğiz.


        YORUMUNUZU PAYLAŞIN



SİZCE EN BAŞARILI VEKİL KİM

SİZCE EN BAŞARILI VEKİL KİM

Seçenekler Oy Yüzde
ADİL KARAİSMAİLOĞLU
25 % 2
MUSTAFA ŞEN
11 % 1
YILMAZ BÜYÜKAYDIN
16 % 1
VEHBİ KOÇ
616 % 38
SİBEL SUİÇMEZ
852 % 53
YAVUZ AYDIN
99 % 6

Bu ankete toplam 1619 katılım oldu. Anket oy kullanımına kapatılmıştır.