Bazı kelimeler vardır ki anlamları daraltıla daraltıla yalnızca bir kabuğa indirgenmiştir. “Çalmak” da onlardan biridir. Türk Dil Kurumu bu fiili “başkasının malını gizlice almak”la sınırlandırır. Oysa gerçek hayat daha geniştir. Çalmak yalnızca karanlık sokaklarda, kimsenin olmadığı ortamlarda, arka ceplerde, kasalarda olmaz. Işıl ışıl ofislerde, klimalı salonlarda, sıra beklenen bankalarda, okul kantinlerinde de yapılır.
Bir insanın sırasını çalmak basit bir acelecilik sanılır. Oysa sırayı çalan adaleti, eşitlik duygusunu, hak kavramını ve sabredenin güvenini çalmıştır. Bir çocuk okul kantininde dakikalarca beklediği sıranın en önüne geçen yetişkini gördüğünde sadece tostunu değil, adalet duygusunu da kaybeder. Toplumun vicdanı işte o küçücük gözlerde eksilir.
Randevusuna geç kalan biri arkadaşının birikmiş ömründen birkaç dakikayı, belki de saatleri özürsüzce çalmıştır. Bir siyasetçi koltuğunu halk için değil kendisi için kullanıyorsa yalnızca bütçe değil, vekili olduğu milletin güvenini de çalmıştır. Bir gazeteci doğruyu eğip büküyorsa sadece bilgi değil, halkın hakikate olan inancını da çalmıştır. Torpille iş sahibi olan biri sadece bir pozisyonu değil, yıllarını o işe adamış bir başkasının rüyasını da çalmıştır. Trafikte emniyet şeridinden giden bir araç sadece birkaç dakikayı değil, kurallara uyanların sabrını, huzurunu, belki de acil bir hastanın hayatını çalmıştır.
Devlet dairesinde bir şekilde öne alınan bir dosya arkasında bekleyen binlerce dürüst vatandaşın umudunu çalar. Bir öğretmen öğrencinin sorusunu küçümseyerek susturduğunda yalnızca sesi değil, sormaya cesaret eden bir zihniyetin filizini de çalmış olur. Kimi zaman bir baba çocuğuna vakit ayırmak yerine telefon ekranına gömüldüğünde sadece zamanı değil, birlikte inşa edebileceği anıları da çalar.
Çalmak bazen bir sözle, bazen bir suskunlukla olur. Zaman çalınır, umut çalınır, hakkaniyet çalınır. Kimse duvarı aşmaz, kimse cüzdana el uzatmaz ama insanların içindeki iyilik yavaşça erir. Bu tür hırsızlıkların hırsızı olmaz çoğu zaman. Kamera kaydı yoktur, şikâyet dilekçesi verilmez, mahkeme tutanaklarına düşmez. Ama derin izler bırakır. İnsan insana güvensizleşir, toplum içten içe çürümeye başlar.
Belki de bugünün dünyasında en büyük erdem sadece çalmamak değil, temiz kalabilmektir. Ardında tutanak bırakmayan hırsızlıklara bile direnebilmektir. Kimsenin görmediği yerde doğru olanı seçebilmek, güç varken adaleti tercih edebilmektir. Başkasının zamanına, hakkına, umuduna göz dikmeden yaşayabilmektir. Temiz kalmak yalnızca kirlenmemek değil, kirlenmeyi ve kirletmeyi de reddetmektir. Vicdanla yüzleştiğinde başını eğmek zorunda kalmıyorsan işte o zaman gerçekten temizsin demektir.


